• Yeşil Kalsın.
  • Yeşil Kalsın.
  • Yeşil Kalsın.

Karbon Ayak İzimiz...

picture

İnternet’te karbon ayak iziyle ilgili kuşkusuz birçok şey var.Bunların arasında kullanıcının dikkatini çekebilmek için vereceği bilgiyi etkileşimli alanlar ya da oyunlarla aktaranlar da var.


BBC’nin etkileşimli sayfasında 75 sanal çiçek tohumu var.Karbon ayak izi konusunda bilgilendirme amacıyla hazırlanmış sayfa öncelikli olarak İngiltere vatandaşlarına yönelik.Başka kaynaklarda birçok eylem önerisine yer verildiğini not eden BBC, “Bu eylemlerden hangisi gerçekten işe yarıyor?” ya da “Hangisi CO2 salımını ne kadar engelliyor?”sorularını yanıtlamaya çalışıyor.


Üzerlerinde eylem etiketleri olan tohumlardan size uygun olanlarını seçtiğinizde bu eylemi gerçekleştirerek ne kadar CO2 salımını engellediğinizi,ucuz/pahalı bir önlem olup olmadığını ve zorluk düzeyi hakkında sizi bilgilendiriyor.Her eylemle birlikte onunla ilgili uzman görüşlerine ve açık gerçeklere de yer veriliyor.Bir tohum seçtiğinizde yani o eylemi gerçekleştireceğinizi söylediğinizde tohumdan konuyla ilgili ilginç bir çiçek büyüyor.
http://www.bbc.co.uk/bloom/flash.shtml


İngiltere’nin e-devlet uygulamalarından biri olan bu sayfada,evinizi ısıtmak ya da aydınlatmak gibi temel gibi temel enerji harcamalarının,kullandığınız elektrikli aletlerin ve ulaşımda kullandığınız yöntemlerin neden olduğu karbon salım miktarları ayrı ayrı hesaplanıyor.Sonra da bu miktarları azaltmak için yapabilecekleriniz konusunda ayrıntılı bir öneri listesi sunuluyor.Bu hesaplamalarda,evinizin büyüklüğü,tipi,yaşı gibi ölçütlerden,evinizdeki elektrikli aletlerin enerji tüketim miktarları ve toplu taşım araçlarını ne sıklıkta kullandığınıza kadar birçok ölçüt değerlendirmeye katılıyor.
Ölçütlerin çoğu İngiltere vatandaşlarına yönelik olsa da Türkiye’deki karşılıklarını düşünerek bir hesaplama yapıp,sonrasında sıralanan önerilerden yaralanabilirsiniz.
http://actonco2.direct.gov.uk/index.html


Site Avrupa’da çalışan bir enerji şirketinin 100 yıllık vizyonunu bizimle paylaşıyor. Günümüzde,yakın ve uzak gelecekte gezegenimizi bekleyen tehlikeleri önlemek için neler yapılması gerektiği konusunda görsel anlatımlar içeriyor.Sitede aynı zamanda çevre ve enerji kullanımı konusunda çeşitli kuruluşların raporları da yer alıyor.
http://www.vattenfall.com/next100years


Bu sayfayı hazırlayanlar kendilerini şöyle tanıtıyor.”Karbon Ayak İzi olarak amacımız,küresel felaket olarak adlandırılan küresel ısınma hakkında bilinç oluşturmak,oluşan bilincin ötesinde neden olduğumuz zararın ölçülebilirliği ve telafi edilebilirliği konusunda insanları bilgilendirmektir.”
Tamamı Türkçe olan bu sitede karbon ayak izi,yeşil enerji kaynakları,CO2 salınımının azaltılması için yapılabilecekler ve karbon ayak izinizi hesaplayabileceğiniz bölümler yer alıyor.
http://www.karbonayakizi.com/


1948’de doğal kaynakların korunması amacıyla kurulmuş uluslar arası bir organizasyon olan Dünya Koruma Birliği’nin (DKB) web sayfası.Birlik 160’tan fazla ülkede,1000’i aşkın devlet ve sivil toplum kuruluşuyla 11.000 gönüllü bilim insanını tek bir çatı altında topluyor.
Sitede doğal kaynaklarla ve güncel gelişmelerin bu kaynaklar üzerindeki etkileriyle ilgili haberlere de ulaşabilirsiniz. Sitede aynı zamanda,kuruluşun yayınlarına,kurumların kaynak korumada kullanabileceği bazı araçlara,World Conversation Magazine adlı derginin sayılarına ve konuyla ilgili görsel ve yazılı malzemeye ulaşabileceğiniz bölümler de yer alıyor.
http://www.iucn.org/


Çevre bilinci oluşturmak amacıyla kurulmuş bu sitede,neler yapabileceğimiz çeşitli kahramanlarla eğlenceli bir şekilde anlatılıyor.Beş çevreci kahramanın öyküsünü etkileşimli bir masal kitabı okuyarak öğrenebiliyorsunuz.
http://www.ecodazoo.com/


Doğadaki Ayak İzimiz
Doğadaki her canlının  yaşamını sürdürmek için birtakım gereksinimleri var.Gezegenimiz bu gereksinimleri karşılayacak kaynakları bize cömertçe sunar.Peki,eğer her birimizin ayak izi,tükettiğimiz kaynakların yenilenmesi için gereken alanla orantılı büyüklükte olsaydı ayak izlerimiz gezegenin ne kadarını kaplardı?


Diğer canlılar gibi biz de gereksinimlerimizin tamamını doğadan karşılıyoruz. Gereksinimlerimizi  karşılayabilmemiz ive bunun sonucunda çıkan atıkların yok edilebilmesi için ne kadar “doğa” gerektiği “ekolojik ayak izi” denen bir kavramla anlatılıyor.Ekolojik ayak izini hesaplayabilmek için insan etkinlikleri sonucunda hangi doğal kaynakların ne ölçüde kullanıldığı ve her birini yerine koymak için ne kadar doğal üretim alanı gerektiği gibi birçok veri gerekiyor.Bu verileri bir araya getiren araştırmacılar,en basit şekliyle ekolojik ayak izi=tüketim x gereken üretim alanı şeklinde bir formülle bunu hesaplıyorlar.Ülkelerin,kıtaların ya da dünyanın toplam ayak izini bulmak için bireylerin ortalama ayak izini nüfusla çarpmak gerekiyor.Buradaki tüketimi yalnızca bireylerin günlük yaşamlarında yaptıkları tüketim gibi düşünmemek gerek.Bir ülkenin yaptığı ve kaynakların kullanılmasını gerektiren tüm etkinlikler (ticari,askeri,hatta bilimsel) birey başına düşen ayak izinin artmasına yol açar.


Bu hesap işi eğlenceli bir etkinlik gibi görünse de “ayak izimizin Dünya’nın ne kadarını kapladığı” sorusunun yanıtı kaygı verici.Çünkü Dünya’daki tüm insanların ekolojik ayak izleri toplamı şimdiden gezegenden taşmış durumda.Şu andaki gereksinimlerimizi sürdürülebilir biçimde,yani gelecek kuşakların kaynaklarını da tüketmeden karşılayabilmemiz için bize bir Dünya yetmiyor;onun üçte biri kadar fazlası gerekiyor.Oysa yalnızca tek gezegenimiz var.Bu gezegen,üzerinde milyarlarca yıldır yaşayan sayısız canlı türüne ev sahipliği yapıyor ve kaynaklar üzerinde oluşturduğumuz baskı nedeniyle günümüzde bu türlerin çoğunun geleceği de tehlike altında.


Alışkanlıklarımızı değiştirmediğimiz sürece doğadaki kaynaklar gidere kaynaklar giderek daha da hızlı bir şekilde tükenecek. Varlığımızı sürdürebilmemiz için tükettiğimiz kaynakların, yerine konulabilir yani “yenilenebilir” olması gerek. Bu gün pek azımız bunu farkında olsak da doğa son zamanlarda bunu bize anımsatmaya başladı.


“Küresel ısınma” dediğimiz olay, bunun en iyi göstergesi.  Küresel ısınmanın en önemli nedeni karbondioksit salımı. Hemen her türlü insan etkinliği sırasında atmosfere çeşitli oranlarda karbondioksit salınır.Karbondioksit,sera etkisi yaratarak atmosferin küresel ölçekte ısınmasına neden olur.Karbondioksit karalardaki bitki örtüsü ve okyanuslar tarafından emilerek atmosferden uzaklaştırır. Ne var ki, günümüzdeki karbondioksit salımı doğanın dengeleyemeyeceği kadar yüksek düzeyde.


Tüketim,karbon (özellikle fosil yakıtların yakılmasıyla),su tüketimi ve gıda tüketimi gibi bileşenlere ayrılabilir.Bunların yerine koyulabilmesi için gereken üretken alanlar da bu bileşenlerin ayak izini oluşturur.Yani ekolojik ayak izi,”karbon ayak izi” , “su ayak izi” , “gıda ayak izi” gibi bileşenlere ayrılabilir.Böylece her bir bileşenin ekolojik ayak izinin büyüklüğüne ne kadar etkisi olduğu da iyi görülebilir.Karbon ayak izi,ekolojik ayak izimizin en büyük bileşeni oluşturur.Bu kadar önemli bir bileşen olduğu için de sıklıkla ekolojik ayak izinden ayrı bir şekilde karşımıza çıkar.


Ülkelerin Ayak İzleri
Ülkelerin ekolojik yıkımdaki payları gelişmişlik düzeyleriyle orantılı.Gelişmiş ülkelerdeki bireylerin ekolojik ayak izi,gelişmemiş ülkelerdekilere göre çok daha büyük.Bundan çıkan sonuçsa gelişmiş ülkelerin bu refah düzeylerinin bedelini tüm dünyanın ödediği.Buna karşın,gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülkelerdeki büyük nüfus da küresel ekosistem üzerinde büyük baskı oluşturur.Büyük nüfuslu ülkelerde kişi başına düşen ayak izi küçük olsa da ülkenin ayak izi büyük oluyor.Çünkü,ülkelerin ayak izi kabaca birey başına düşen ayak izinin nüfusla çarpılmasıyla bulunuyor.


Ekolojik ayak izi büyük olan ülkeler,kendi öz kaynaklarının üzerindeki baskıları bir yana,tüm gezegen üzerinde büyük baskı oluşturuyor.Çünkü karbondioksit salımı coğrafi sınırları tanımıyor.İnsan etkinlikleri sonucunda her yıl atmosfere 30 milyar ton kadar karbondioksit salınıyor.Bunun başlıca kaynağı petrol,kömür ve doğalgaz gibi fosil yakıtlar. Salınan karbondioksitin yaklaşık yarısı ormanlar,denizler ve toprak tarafından emiliyor. Ancak bunun öteki yarısı atmosferde kalıyor. Bilim insanları,salım bugünkü haliyle sürerse,atmosferdeki karbondioksit oranının 2040’ta geri dönülemez bir düzeye ulaşacağı konusunda bizi uyarıyor.Ancak salımın sabit kalacağı bile fazla iyimser bir tahmin.Çünkü özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki karbondioksit salımı giderek artıyor.Bu ülkeler arasında en çok nüfusa sahip olan Çin ve Hindistan da başı çekiyor.


Bundan 50 yıl kadar önce,yeryüzündeki hemen her ülke kendi kaynaklarıyla,başka ülkelere çok da bağımlı olmadan var olabiliyordu.Günümüzdeyse,kaynakların küreselleşmesi sayesinde birçok ülke özellikle petrol ve doğalgaz gibi enerji hammaddelerini başka ülkelerden karşılıyor.Bu küreselleşmeyle birlikte karbon salımında da büyük bir artış oluyor.


Geleceğe Ümitle Bakmak İçin…
Bu şekilde devam edersek,2030’lu yıllara geldiğimizde gereksinimlerimizi karşılamak için bir gezegen daha bulmamız gerekecek.Ancak birtakım önlemlerle bu gidişi tersine çevirebiliriz.Gelişmiş ülke insanları,yaşamlarının her alanında teknolojiyi kullanıyorlar.Her ne kadar bunun teknolojinin ayak iyimizi büyüttüğü gibi bir sonuç çıkıyor olsa da teknolojiyi kendi yararımıza kullanarak ekolojik ayak izimizi küçültmemizde mümkün.Geleceğin –aslında günümüzün- teknolojisi,kaçınılmaz bir şekilde gereksinimlerimizi giderek daha az kaynak kullanarak karşılamamızı sağlamaya yönelik olacak.Gelişen teknoloji yaşam standardımızı çok da düşürmeden bunu yapmamıza olanak tanıyor.


Aslında bilim ve teknoloji,sahip olduğumuz tek gezegendeki varlığımızı sürdürmenin yollarını da bize gösteriyor.Tüketim alışkanlıklarımızın ne şekilde değiştirilebileceği,atıkların nasıl yok edileceği,alternatif ve temiz enerji elde etme yöntemleri bunlar arasında.


Otomobil üreticileri,ürünlerini satabilmek için daha az yakıt tüketen otomobiller üretiyor,havayolu şirketleri yolcu başına düşen maliyeti düşürmek için yakıtı daha verimli kullanan uçakları yeğliyor.Tüketicilerse araçlarını daha az kullanıyor,evlerinde daha düşük elektrik tüketen makineleri,buzdolaplarını,ısıtıcıları ve ampulleri kullanılıyor.Bu açıdan bakıldığında,teknoloji bizim yanımızda.


Herkes aynı özeni gösterdiği zaman bireysel çabalar gezegeni kurtarabilir. Ancak bu pratikte kolay uygulanabilir bir şey değil. Bu nedenle temiz enerji üretimi ve kullanımı, kaynakların verimli kullanımı,yenilenebilir kaynaklara yönelim,atıkların geri kazanımı,nüfus kontrolü gibi konuların devletin politikası haline gelmesi gerek. Nitekim devletler bir araya gelerek Kyoto Protokolü gibi sözleşmelerle yeryüzündeki baskılarını azaltacakları sözünü uluslar arası ortamda veriyorlar.


Dünya nüfusunun yaklaşık yarısı kentlerde yaşıyor.Kent yaşamına uyum sağlayan insanlar genellikle her şeyin o kent içinde olup bittiğini düşünüyor. Oysa o kentteki yaşamın sürdürülebilmesi ve atıkların uzaklaştırılabilmesi için çok daha büyük alanlara gereksinim duyuluyor.Doğayla dost olarak yaşayabilmemiz için kentlerin hem yerel hem de küresel kaynakları,olabilecek en verimli şekilde kullanacak biçimde tasarlanması gerekiyor.


Bazı sorunlarsa daha çok bölgesel olarak yaşanıyor. Su sıkıntıları buna güzel bir örnek.Günümüzde,50’yi aşkın ülke orta ya da üst düzeyde su sıkıntısı yaşıyor.Küresel ısınma ve yerel su kaynaklarının kurutulması,aşırı kullanımı ve kirletilmesi sonucunda bu ülkelerin sayısı da gün geçtikçe artıyor.Ülkemizde de su kaynaklarındaki azalma belirgin bir şekilde gözleniyor.Yağış rejimindeki değişimler,aşırı ve yanlış kullanım,kirlenme,sulak alanların kurutulması ve ormanların yok edilmesi gibi nedenlerle azalan su,özellikle büyük kentlerdeki gereksinimi karşılamada şimdiden yetersiz kalıyor.Türkiye sanıldığı gibi su zengini bir ülke değil.Tersine,kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı birçok ülkedekinin gerisinde.